
Yeni sevdam airbnb’ydi…Bilmeyenler icin ozet geçeyim, airbnb dunyanın her tarafındaki evleri seyahatiniz boyunca kiralayabildiğiniz bir sistem. Iphone application’ununu hemen indirip saatlerce süper dekore edilmiş evlerin odalarını gezebilirsiniz. Bu sevdaya tutulmamın en önemli noktalarından bir tanesi bu ama başka bir konu.
Platonikler her zaman daha iyidir ya belki bu da öyle kalmalıydı. Ama dibine kadar keşfetmeye karar verdikten sonra yoldan dönmek zor oldu. İtiraf ediyorum, su dunyada basima ne geldiyse ucuzculuktan geldi. fazla para vermeyelim diye kolelerin tasindigi, insanlarin ustune yerlerde yattigi trenlerle de seyahat ettim, Iki sehir arasinda otostopla da yolculuk yaptim ama airbnb apayrı bir deneyimle hafızalara kazındı.
Bundan önceki seyahatimde mükemmel bir deneyim yaşama umuduyla yola çıkmış, Kopenhag’daki host’umuzun tek göz evinde bulmuştuk kendimizi. Biz gelmeden üzerinde erkek arkadaşıyla aralarında bir şeylerin geçtiği aşikar olan yatak çarşafları, bir ezik elma ve devasa bir kütüphane ile bizi başbaşa bırakarak gitmişti. İçinde latinceden, felsefeye, kült kitaplardan çizgi romanlara inanılmaz bir habitat bulunan kütüphaneye mi şaşırayım yoksa 3 parça elbisesiyle hayatını karda kışta nasıl idare ettiğine mi bilmeden, bitlenme tehlikesi geçirerek o yatakta yatmıştım.
Ama onu da geçecek bir airbnb deneyimi beni buldu.
‘Hola Barcelona’ .
Bütün otellerin/ apartların Sonar ve Off Sonar festivalleri yüzünden tıklım tıkaş olduğu bir dönemde ben yine soluğu airbnb’de aldım. Attığım 100 kalma talebine sadece 1 host tarafından geri dönülmesinden biraz kıllanmalıydım ama orada uyanmadım. Hatta ev ilk gittiğimde bayıldığım El Born, El Raval civarlarında diye sevinçten zıpladım. Aerobus’tan Espana Meydanında indiğimizde hip evimize bir taksiyle gidebileceğimizi anlatıyordu airbnb bilgilendirme maili.
Taksici bizi 2 apartman arasında 1 insan geçebilecek kadar yer olan bölgeye getirdiğinde hala durumu tam kavrayamamıştım. Burası çıkmaz sokak, başka yerden ferah evimize kavuşacağız diye bekliyordum ama taksici bize bakarak rock fm’in sesini yükseltti.
-Here we are guys. It’s on the left.
Birbirimize bakmadan taksiden inişimiz, Sergio’nun ziline basmamız ve kafamızın zar zor sığdığı merdivenlerden 5 kat çıkarak eve ulaşmamız dün gibi. Tek göz bir odada duvarı damlayan bir mutfakla sempatik host’umuz bizi karşılıyor. Şokta olduğumuzu umursamadan eve ilişkin bilgileri sıralamaya devam ediyor. En basit soruyu sormamak için kendimi zor tuttuğumdan soru içimde patlıyor.
– Hayatta kalmak için ne yapmamız lazım?
O esnada evin diğer odasıymış gibi duran kapıda yan komşunun oturduğundan bahsediyor ve çok arkadaş canlısı değildir diye de ekliyor. Bu arada tabi konuşmadan anlıyoruz ki burası bir göçmen mahallesiymiş ve genelde pakistanlılar vs. burada takılırmış. O esnada aşağıdan kavga gürültü sesleri geliyor. Kendimi tutamayıp soruyorum:
– ‘Burası güvenli mi? Bana öyle gelmedi, biraz tedirgin oldum.’
Kendinden emin şekilde cevaplıyor. ‘Tamamen’
Şu ana kadar ölmediği için çok şanslı gerçekten.
Bu süreçlerden 3 dakika sonra Sergio bize anahtarları ve önerdiği yerlerin kartını bırakıp gitti. Sonraki yarım saat evde tam bir sessizlik. Bir ispanyol kanalı açıp tek laf etmeden ona baktığımızı hatırlıyorum. Kuyruğu dik tutma çabasıyla çıkar yol bulmaya çalışıyorum ama ııh. olmuyor. Zaten 3 günlüğüne gelmişiz, bir de gasp edilerek yurda dönmek rezalet olur. Nasıl yapsak nasıl yapsak da bulandığımız yerden çıksak? Tam o esnada hopladım çünkü yüksek desibelli bir ses havada yankılandı:
-‘Ne düşünüyorsun? Söyle ki ona göre aksiyon alalım.’ Doğru ama cevabı hazır değil.
-‘Bilmem’
-‘İyi hissediyor musun?’ Deli miyim ben, öldürülmekle ilgili kaygılarım var.
– ‘Hayır, hiç güvende hissetmiyorum. Sence?’
-‘Bence burası tamamen b.k gibi. Başka bir yer bulmalıyız. Booking’den arayalım hemen.’
Birbirimize bakıp inanılmaz bir rahatlama yaşadığımızı gözlerimizden anladık ve yarım saatten sonra yeniden soluk almaya başladık yaşasın. İş bölümümüz de var hem. O hemen booking’e sarılıyor, ben tahmin edileceği gibi airbnb iptal politikalarına bakar buluyorum kendimi.
5 dakika sonra ses tekrar yükseliyor:
– ‘Buldum, biz daha önce Pulitzer’de kalmıştık değil mi? Hemen arıyorum orayı.’ O anki iç rahatlamasını anlatamam. Konuşurken bana kafayla onay işareti yapmasından falan da anlıyorum ki oldu da bitti maşallah. Telefonu kapattığında gururlu ve magrur ses yankılandı. ‘Sergio’yu ara sen, Pulitzer’deyiz.’ Anında Gio’yu aradım tabi, durumu anlatmaya çalıştım ve hemen gelirse bizim de otelde gideceğimizi söyledim. Peki bu tatlı sona bağlandı mı?
Telefonu kapattıktan sonra son aranan numaradan anlaşıldığı üzere Barcelona yerine Paris Pulitzer otele rezervasyonumuz olduğu ortaya çıktı. Gecenin saat 02.00’sinde elde bavullar El Raval’ın gerilim dolu sokaklarında bir başımıza kalakaldık mı kaldık. Le meridien’in lobby’sine sığındık mı? Evet. Hiçbir yerde otel olmayan o güzelim zamanda lobby çalışanlarına her oteli arattık mı? Sayılır. Saat 04.00’te tam Le Meridien’in karşı çaprazında bir aparta sığındık:)
Evet pek sevgili airbnb’ciler, airbnb’ci olmayı düşünenler siz siz olun 2. kez düşünün. Hayat yaşanmaya değer, tek göz evlerde gaspa kurban gitmeyin, tek başınıza airbnb’ye kesin gitmeyin. Gidecekseniz şatoda kalın.
ps: hala airbnb’de kalan paramızı almaya uğraştığımı da belirteyim. Eğer refund’u onaylarsan kral adamsın Gio. Buradan da duy beni!




